Tekirdağ Haberleri, Tekirdağ Son Dakika Haberleri, Son Dakika Haberleri

Payitaht'ın senaristi II. Abdulahmid'i anlattı

Sekiz yıldır II. Abdulamid’in hayatı üzerine çalışmalarına devam eden senarist Uğur Uzunok, dizinin önemini anlatırken, Ulu Hakan Abdülhamid Han’ın yaşadıklarıyla bugün yaşananlar bire bir örtüşüyor diyor. 

Sonat Bahar’ın sorularını yanıtlayan Uzunok, Abdülhamid’e duyduğu hayranlık, sevgi ve merakı da şöyle anlattı:

– Onca Osmanlı padişahı varken neden İkinci Abdülhamid’i anlatma ihtiyacı hissetiniz?

– Bir şiirde devrin en siyasi padişahı diye bir ibare geçer. Bence sadece devrin değil, dünya tarihinin son 300 yılının en siyasi padişahıdır. Siyasi padişah ne demek; gerçekten siyaset yapan, siyaseti bilen, ince detaylarına kadar her şeye vakıf ve bir oyun kuran… Abdülhamid devletin tüm kurumlarına hakim bir padişahtı. Bir öğrenciyi ilkokuldaki halinden mezun olana kadar takip eden biri. Diplomasını kendi eliyle veren biri. Okullarda Batılılaşma eğilimi başlayınca, bazı liselere kendi tanıdığı, bildiği, güvendiği gençleri öğrencileri takip etsin diye atayan biri. Öğrencilerin hem ders durumlarını, hem ahlaki seviyelerini takip etmeye çalışan biri.

– Neden şimdi?

– Aslında geç kalınmış bir iş. Osmanlı yıkıldıktan sonra uzun yıllar kimse Abdülhamid’le ilgili bir şey söylemedi. Necip Fazıl’ın Ulu Hakan eseri çıkınca çok tartışıldı. Haliyle uzun yıllardır hakkı yenen bir padişah.

– Nasıl biri Abdülhamid?

– Özel hayatından başlayayım, Kızıl Sultan, Kanlı Sultan dediklerine bakmayın, çok zarif biri. Batılılar hakkında çok kötü karikatürler çizmiş, bunlar herhangi birine yapılsa büyük tepkiler gösterirdi ama o göstermemiş. Onunla yüz yüze karşılaşan herkes etkileniyor. Bakış açısı Abdülhamid’e karşı olumsuz olan herkes, tanıştıktan sonra fikrini değiştiriyor. Ona suikast düzenlemeye gelen Edouard Jorris isimli bir Belçikalı var, dünyanın ilk saatli bombasını yapıyor, Yıldız Sarayı’nda patlatıyor. Tutuklanıyor, sorgulanıyor, Abdülhamid tarafından affediliyor ve onun ajanı olarak sonrasında çalıştığı söylenir. Özel hayatında insan ilişkilerine son derece değer veren, herkesle Siz diye konuşan, kimseye ağır söz söylemeyen, son derece temiz, titiz bir adam. Günde iki defa kıyafet değiştirdiği söylenir. Atkinson marka kolonyalar taşır. Her şeyden önce bir sanaatkar, marangoz ustası. Müzikten anlıyor ama icracı değil. Fransızca biliyor. Ablası ders alırken öğrenmiş üstelik Fransızcayı… Şehzadeliği zamanında İstanbul’da çok sık ava gittiği ve günlerce gelmediği biliniyor. Kendi hürriyetine düşkün biri. Avrupa’ya gidiyor, İngiltere’yi, Fransa’yı görüyor. Dünyayı tanıyor.

– Zengin bir padişah. Bu parayı nasıl elde ediyor?

– Şehzadeyken borsa oynuyor ve çok para kazanıyor. Sultan olan kardeşi Beşinci Murad’a borç veriyor. Çiftlikleri var, fabrikası var yani sultan olma hevesinde bir adam değil.

– Kaderin bir oyunu mu yani padişah olması?

– Tarih normal bir seyir izleseydi, Abdülhamid padişah bile olmayacaktı. Ama birden bire kendisine bırakılan koca bir devlet oluyor ve 33 yıl devleti idare ediyor. İlk zamanlar işi öğrenmeye çalışıyor. Karşısında hemen bir meclis istiyor. Mithatpaşa’ya meclis açılmasını şart koşan Abdülhamid’dir. Fakat devlet 93 Harbi’ne sürükleniyor. Rusya İstanbul’a kadar gelmiş. Ve devlet yıkılma tehlikesi altında. Abdülhamid burada devreye giriyor, İngilizleri ve Fransızları işin içine dahil ederek, kendi mesuliyeti olmayan bir durumdan devleti kurtarıyor. Ve meclisi fes ediyor. Çünkü görüyor ki mecliste bu devletin vekili diye seçilenler başka devletler için çalışıyor.

– Nasıl, casus gibi mi?

– Osmanlı Bankası baskınını bizzat planlayan ve dahil olan Pastırmacıyan diye bir Ermeni, o olayı gerçekleştirdikten sonra İngitere’ye kaçıyor ve Abdülhamid tahttan indirildikten sonra milletvekili olarak Osmanlı’ya geri dönüyor. Abdülhamid bu devletin yıkılmaması için, yıkılacaksa da yerine yeni bir devletin kurulabilmesi için bir proje geliştirmiş. Bu proje 33 yıllık iktidarında saklı. Bunun için bugün hâlâ ayakta olan okulları açıyor. Tıp, mühendislik, denizcilik okulları… Hastaneler yaptırıyor. Teknolojik gelişmeler Osmanlı’ya onun zamanında bir yıl içinde geliyor.

– Yıldız Sarayı’nın ayrı bir önemi var o dönemde…

– Yıldız’ı bir yönetim merkezi yapmış çünkü. O dönemde 7-10 bin kişinin çalıştığı söylenir. Orası bir şehir gibi dizayn edilmiş.

HÂLÂ AYNI DÜŞMANLARLA SAVAŞIYORUZ

– O dönemki gazete haberleriyle şimdikilerin başlıklarının bile aynı olduğu söyleniyor. Doğru mu bu?

– Tabii. O dönemki gazetelerin klişelerini kurmuşlar, bugün gazeteye manşet yapıyorlar. Bire bir aynı. Halkına zulmediyor, lüks içinde yaşıyor… Abdülhamid soğanlı yumurta seven bir adam. Yıldız Sarayı’na bir bakın son derece sadedir. İşlevseldir. Tiyatrosu, kütüphanesi, kış bahçesi vardır ama oradaki sosyal hayat gereği üzerine yapılmıştır. İslam düşmanı Abdülhamid diye haberler çıkıyor. Bir yandan da İslamcı Abdülhamid diye haberler çıkıyor. Şu ankinin aynı… Abdülhamid’in karşısında bir yapı vardı. Güçlü, ayrı ayrı düşmanları var. Bunların birbirine organik bağları gözükmüyor ama ilişki biçimlerine baktığımızda ilişkili oldukları kesin. Son 13 yılı, sıralı, planlı Birinci Dünya Savaşı’na doğru götüren bir dönem… Devletin başına ne geleceğini tahmin etmiş biriydi oysa o…

15 TEMMUZ DEVLETİ YIKMA PROJESİYDİ

– Abdülhamid dönemiyle günümüzün benzerlikleri var mı?

– Hadiseler çok benzer. Bunu devleti ayakta tutmak için büyük bir mücadele vermiş. Biz de çok kısa bir zaman içinde devletin yıkılma tehlikesiyle yüzleştik. 15 Temmuz devleti yıkma projesiydi. Buradan bakınca Türkiye’de yaşanan hemen hemen her hadisenin o dönemde bir izdüşümü olduğunu görüyoruz.

– Bu dizinin nasıl bir farkındalık yaratmasını istiyorsunuz?

– Dünya o dönemde de, şu anda yaşadığımız gibi yeni bir düzene hazırlanıyor. Biz millet olarak neyi kaybettiğimizi hatırlatmak için bu diziyi yaptık. Büyük bir milletiz, büyük bir tarihimiz ve geçmişimiz var, orada sana yol gösterecek insanlar var, hatırla!

– Neyi kaybettik?

– Adriyatik denizinden Türkistan’a kadar sınırsız bir coğrafyamız vardı. Bağlarımız koparıldı, araya nefret sınırları çizildi. Bu sınırlar zamanı geldiğinde kan akıtmak üzerine konuldu. Bugün Suriye’de, Irak’ta yaşadığımız bu. O coğrafyada bu kültürel kodlar 100 yıl önce de vardı. Neden o zaman insanlar birbirini öldürmüyordu? O zamanda Şii, Arap, Kürt, Türk vardı. Şimdi ne oldu da, birbirlerine düşman oldular? Bunu kaybettik, dizide bunu hatırlatacağız. Mustafa Kemal de Abdülhamid hakkında çok olumlu ifadeler kullanmıştır ki o da onun açtığı okullardan mezun. Onun diplomasını Abdülhamid’in verdiği yönünde bir iddia da var. Tarihteki bir adamı sevmek diğerini sevmeyeceğimiz manasına gelinmez. O onların, o dönem koşulları altında arasındaki meseledir. Biz tarimizdeki insanları sevebiliriz.

Bir önceki yazımız olan 16 Nisan Dünyanın sorunu oldu başlıklı makalemizde Radyolar Haberleri ve selim temurci hakkında bilgiler verilmektedir.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir